İnsan yaşamı aşina olunan şeylerin ötesine doğru sürekli bir yolculuk diyor Gabriel Marcel.
Ben de birazdan düşüneceklerime, söyleyeceklerime aşina değilim. Aşina olmamak nasıl? Böylece merak ediyorum. Merak canlı tutuyor. Eğer 10 yıl sonrasını, 15 yıl sonrasını bilseydik hayatımız bugün nasıl olurdu? Yaşamanın, yapmanın, çabanın bir anlamı kalır mıydı? Hele ki hayatımızın tarihi belli bir noktada son bulduğunu bilsek… İnsan sonluluğuyla yaşayan tek canlı ve bu sonluluk bilinmez olunca daha katlanılabilir oluyor. Öte yandan zaman zaman ölümün kapıya dayandığı anlar yaşıyoruz; sevdiğimiz bir insan, bir hayvan, bir bitki ölüyor.. Ve yeniden ölüm bizim hayat sahnemize giriyor. Peki yaşamın son bulması mı sadece bunu anımsatan? Bir yaşı daha geride bırakmak, taşınmak, bir arkadaşımızla görüşmemek, bir topluluğa veda etmek.. Son olan, son bulan şeyler de hayatımızın içerisinde. Doğru hepimiz ölecektik. Doğru bazen bazı şeyler biter. Şimdi bu gerçeklikle ne yapmak isteriz? Ne yapacağımız yasımızın nasıl’ına göre değişir. Bazen ölümü, biteni derine, en derine gömmek isteriz, bazen onu apaçık önümüze serip soğukluğuyla üşürüz, ya da rüzgarını arkamıza alarak hayatın her bir saniyesini pipetten su çeker gibi kana kana çekmek isteriz.
Hiçbiri doğru ya da yanlış değil. Sadece bizim yaşam hallerimiz.